63 Yıl Sonra Nâzım Hikmet: Mavi Gözlü Dev Yaşıyor

Nâzım Hikmet, 63 yıl sonra hala şiirleriyle anılıyor. Özgürlük ve insan sevgisi üzerine kurulu mirası yaşamaya devam ediyor.

Dünyanın en önemli şairlerinden biri olarak kabul edilen Nâzım Hikmet, eserleri 50’den fazla dile çevrilen ve milyonlarca insan tarafından ezbere bilinen bir isimdir. Ölümünün üzerinden 63 yıl geçmesine rağmen, hem Türkiye’de hem de dünya genelinde anılmaya devam ediyor.

Nâzım Hikmet, yalnızca yaşadığı döneme değil, geleceğe de seslenmiş bir sanatçıdır. Aradan yıllar geçse de eserleri, meydanlarda, kitaplarda ve insanların kalplerinde yaşamaya devam ediyor. Türk şiirinin uluslararası alandaki en büyük temsilcilerinden biri olan Hikmet, 3 Haziran 1963 sabahı Moskova’da geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda etti. Ardında sadece şiirler değil, aynı zamanda özgürlük, barış ve insanlık üzerine kurulmuş büyük bir miras bıraktı.

Nâzım Hikmet, çocukluğunu anlatırken, “Ben 1902 yılında Selanik’te doğdum. İlk şiirimi 13 yaşındayken yazdım.” diyerek edebiyat yolculuğunun başlangıcını vurguluyordu. Ressam Celile Hanım ve Hikmet Bey’in oğlu olarak sanat dolu bir ortamda büyüyen Hikmet, İstanbul’da ilk öğrenimini tamamladıktan sonra Bahriye Mektebi’ne girdi. Burada dönemin ünlü şairlerinden Yahya Kemal’in derslerine katıldı. Yazdığı bir şiiri okuyan Yahya Kemal, ona “Bu kadar allayıp pullayabildiğine göre, senden kesin şair olur.” diyerek geleceğini müjdelemişti.

Henüz 16 yaşında şiirleri yayımlanmaya başlayan Nâzım Hikmet, kısa sürede Türk edebiyatının dikkat çeken genç kalemlerinden biri haline geldi. Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’ya geçerek Milli Mücadele’ye destek veren Hikmet, İstanbul’dan İnebolu’ya geçti ve bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra Moskova’ya gitti. Moskova’da geçirdiği yıllar, onun dünya görüşünü ve şiir anlayışını derinden etkiledi. Rus şiirinden ve devrim sonrası sanat hareketlerinden etkilenen Hikmet, Türk şiirinde daha önce görülmemiş yeniliklerin öncüsü oldu.

Serbest nazımın Türk edebiyatına kazandıran Nâzım Hikmet, şiiri kalıplardan kurtararak ona yeni bir ritim ve nefes kazandırdı. 1929 yılında yayımlanan “835 Satır” adlı eseri, Türk şiirinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir.

Nâzım Hikmet’in yaşamı kadar mücadelesi de dikkat çekicidir. Siyasi görüşleri nedeniyle birçok kez yargılanmış, 1938 yılında Harp Okulu ve Donanma davaları sonucunda toplamda 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Ancak demir parmaklıklar onun sesini susturmayı başaramadı. İstanbul, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde geçirdiği yıllar boyunca Türk edebiyatının en önemli eserlerinden bazılarını kaleme aldı. “Memleketimden İnsan Manzaraları” ve “Kuvâyi Milliye Destanı” gibi eserleri bu dönemde yazılmıştır. Hapiste geçen yıllar, yalnızca bir mahpusluk hikayesi değil, aynı zamanda büyük bir üretim ve direnç hikayesiydi.

Nâzım Hikmet’in özgürlüğü için dünya genelinde kampanyalar düzenlendi. Albert Camus, Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Pablo Picasso ve Pablo Neruda gibi dönemin önde gelen aydınları onun serbest bırakılması için çağrıda bulundu. Pablo Neruda’nın, “Nâzım’a sahip çıkın. Biz onun yanında şair bile sayılmayız.” sözü, dünya edebiyatının Nâzım Hikmet’e duyduğu saygının bir göstergesi olarak tarihe geçti. 1950 yılında çıkarılan genel afla özgürlüğüne kavuşan şair, aynı yıl Dünya Barış Konseyi tarafından Uluslararası Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Ancak özgürlüğü uzun sürmedi. 1951 yılında askere çağrılmasının ardından Türkiye’den ayrılarak Sovyetler Birliği’ne gitti. Aynı yıl Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarıldı ve hayatının geri kalanını sürgünde geçirdi. Ancak memleketini hiçbir zaman unutmadı. Çünkü onun memleketi, şiirlerinde yaşamaya devam etti. “Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.” dizesi, sürgündeki bir şairin özlemini dile getiriyordu.

Nâzım Hikmet, yalnızca bir şair değil, aynı zamanda romanlar, oyunlar ve denemeler yazan bir sanatçıydı. “Kafatası”, “Ferhat ile Şirin”, “Bir Ölü Evi” ve “Unutulan Adam” gibi eserleri hem Türkiye’de hem de Avrupa’nın birçok ülkesinde sahnelendi. Farklı takma isimlerle gazetecilik yaparak köşe yazıları kaleme aldı. Şiirleri birçok sanatçı tarafından bestelendi ve geniş kitlelere ulaştı. Usta romancı Yaşar Kemal, Nâzım Hikmet için “büyük halk ozanlarının son büyük halkası” ifadesini kullanarak onun edebiyatımıza olan katkısını vurguladı. “Türk dili var oldukça Nâzım Hikmet de var olacaktır.” diyen Yaşar Kemal, onun Türk edebiyatına etkisini şu sözlerle özetledi: “Eğer Nâzım Hikmet gibi büyük yol gösterici gelmeseydi, edebiyatımız bu seviyeye çıkamazdı.” Bugün, ölümünün üzerinden 63 yıl geçmiş olmasına rağmen bu sözler hala geçerliliğini koruyor. Çünkü Nâzım Hikmet, yalnızca yaşadığı dönemin değil, geleceğin de şairi olmuştur.

Moskova’daki Novodeviçi Mezarlığı’nda yatan mavi gözlü dev, şiirleriyle hala özgürlüğü, kardeşliği, umudu ve insan sevgisini anlatmaya devam ediyor. Ve belki de aradan geçen 63 yıla rağmen Nâzım Hikmet en çok da kendi dizelerinde yaşamayı sürdürüyor: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine…”

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu