Pijamanın Sosyal Sınavı: Moda ve Sınıf İlişkisi

Pijamanın sokak modasındaki yeri ve sınıfsal anlamı üzerine derin bir bakış.

Pijama ile insanları nasıl iki farklı gruba ayırabilirsiniz? Bu oldukça basit. Bir gün Milano’nun şık caddelerinde yürüyün, ertesi gün ise şehrin moda ile ilgisi olmayan bir mahallesinde dolaşın. Aynı pijama, aynı kişi, aynı beden. Ancak bakış açıları tamamen farklı. Bir yerde, “ne kadar sofistike, ne kadar özgür bir stil” denirken, diğerinde “evden aceleyle çıkmış olmalı” ya da daha da kötüsü, “içine kapanık, umursamaz, bakımsız” gibi yorumlar alabilirsiniz.

Son günlerde tam da bu ikilik üzerine düşünmeye başladım. Çünkü ben de pijamamla köpeğimi gezdirirken komşularımın o bakışlarını üzerimde hissediyorum; ama bir davette ya da sokak stilinin dikkat çektiği bir ortamda pijama giydiğimde ise üzerimdeki kıyafetler hakkında sorular soruluyor. Bu durum beni sorgulamaya yöneltti. Acaba pijamanın sınıfsal bir duruşu var mı? Bu sezon moda dünyasına baktığımda, özellikle ilkbahar/yaz 2026 defilelerinde, pijamanın podyumda nasıl bir yer edindiğini gördüm. Pijama artık evin en samimi köşesinden çıkıp, doğrudan podyumun başrolüne yerleşmiş durumda. Missoni’nin defilesinde çizgili poplin pijama takımları, Dolce & Gabbana’nın loungewear temalı koleksiyonu ve Etro’nun ipek pijama setleri dikkat çekiyor. Kendi adıma pijama kadınıyım; rahatlığına her zaman hayran kaldım. Pijamalar, konforlu ve aksesuarlarla stilize edilebilen parçalardır. Ancak bir kıyafet ne zaman moda olur, ne zaman sosyolojik bir boyut kazanır? Pijama yalnızca uyku için değil, aynı zamanda görünmeyen bir sınıf aynası olabilir mi? Bu düşünceler aklımda dönerken, neden “Avrupa Yakası” karakterlerinden Gaffur’u düşündüğümü de merak ediyorum.

Pijamanın tarihi, düşündüğümüzden çok daha derin. 17. yüzyılda Avrupa aristokrasisinin en gözde rahatlama kıyafeti olan pijama, aslında Hindistan kökenli bir giysi. Pamuklu, bol ve doğal bir yapıya sahipti. Ancak Batı’ya geldiğinde, ev konforundan çıkıp, ev içindeki prestij anlamını da taşımaya başladı. Fransız sarayında erkekler, pijama giyerek evin dekoratif salonlarında vakit geçirirken, bu rahat kesim, bir boş zaman aristokrasisi sembolü haline geldi. Sonrasında Coco Chanel, 1920’lerde kadınlar için plajda giyilebilen ilk ipek pijama takımlarını tasarladı. Bu, pijamanın sınıf ve cinsiyetle olan sınırlarını ortadan kaldıran bir sosyal devrimdi. Evde giyilen bir şey, bir anda estetik bir moda haline geldi. Güneş gözlüğü, çim sandalyesi ve ipek pijama, orta sınıf için bohem bir yaşam tarzını temsil ederken, üst sınıf için doğal bir uzantıydı. Bugün pijama, TikTok videolarında “morning routine” konseptleriyle, Instagram’da #wfhstyle hashtag’i altında ve Pinterest panolarında “silky loungewear” olarak yeniden paketlenmiş durumda. Artık pijama, estetik bir yaşam tarzının parçası. Ancak bu estetik yaşam herkes için geçerli değil.

Pijamanın modern modadaki yeri, en güzel yanlarından biri olmasının yanı sıra, aynı zamanda en ironik çelişkisini de içinde barındırıyor. Bir kıyafet artık sadece bir kıyafet değil. Bunu Fransız sosyolog Pierre Bourdieu’nün “distinction” kavramıyla özetleyebiliriz: “Beğeni, sadece kişisel bir durum değil, toplumsal konumu görünmez bir şekilde kodlar.” Bugün pijamayı sokakta giymek, daha çok bir güven içinde olma hissinin ifadesi. Ekonomik ve sosyal güvenliğe sahip olanlar için pijamayla dışarı çıkmak, özgüvenin bir göstergesi haline gelirken, aynı pijama başka biri için “bakımsız” olarak damgalanabiliyor. Çünkü mesele kumaşı, çizgisi ya da kalıbı değil, kimin giydiği. İşte bu yüzden, “Frette ipek pijama takımıyla” dışarı çıkmak sosyal medyada 200 bin beğeni alırken, Kadıköy pazarından alınmış naylon çizgili bir pijamayla dışarı çıkmak önyargı topluyor. Kod aynı, beden farklı, algı apayrı. Bu nedenle pijama, stil özgürlüğü olamıyor; görünmeyen sınıfsal rahatlığın kodlarıyla yüklü bir forma dönüşüyor.

Pijama, pop kültürünün de en beklenmedik başrol oyuncularından biri. Sinema tarihinde mavi takımlarla flört eden karakterlerden, çizgili pamuklu pijamaların ev içindeki özgürlüğü temsil ettiği kült filmlere kadar, unutulmaz sahnelerde her zaman yer buldu.

Missoni, Etro ve özellikle Dolce & Gabbana, bu sezon defile podyumlarında birçok pijama anına tanıklık ettik. Bu üç markadan özellikle bahsetmek istiyorum. Missoni, bu sezon çizgili poplin pijama takımlarını podyuma taşıdı; defilede gördüğümüz oversize çizgili gömlek ve kısa şort setleri, aslında ev giyimi olarak doğmuş olsa bile, yumuşak formu, “clean-cut” silueti ve kusursuz ton uyumuyla modern şehir ritmine entegre edildi. Etro, bu dönüşümü desen ve doku üzerinden daha romantik bir estetiğe taşımıştı. İpekten dökülen, hafif parlaklık taşıyan, bohem desenli takımlar dikkat çekti. Ancak bunların hiçbiri Dolce & Gabbana’nın SS26 hamlesi kadar iddialı değildi. Defilenin davetiyesine iliştirilen uyku bandı, konseptin sahnede ne kadar ciddiyetle yorumlanacağını daha kapıdan içeri girmeden hissettirdi. Runway’de sahnelenen ipek saten takımlardan, kristal işlemeli pijama kesimli smokinlere, payetli sabahlıklardan nakışlı pijama pantolonlarına kadar tüm parçalar, uyku estetigini gösteriye dönüştüren teatral bir lüks anlatısıydı. Bir zamanlar gizli bir an sayılan yatak odası, D&G sahnesinde başrol performansına dönüşmüştü. Ancak hala sorular mevcut: Sizce bu devrim kimin için?

Bugün pijama, stiletto’larla toplantıya, deri çantayla yemeğe, loafer’larla havalimanına giden çok işlevli bir anahtar parça haline geldi. Pijamanın anlamı eskiden çok daha basitti. Uykuyla, dinlenmeyle ve mahrem alanla özdeşleşiyordu. Ancak bugün pijama, sokakta, iş toplantısında, jet-setting yapan influencer’ın özel uçuşunda, hatta kırmızı halıda karşımıza çıkabiliyor. Bu dönüşümü nasıl bu kadar hızlı kabul ettik derseniz, pijama yalnızca rahatlık değil, aynı zamanda güvende hissetmek demek. Ev ile dışarısı arasındaki sınır, özellikle pandemiden sonra hızla bulanıklaştı. O perde kalkınca, pijama ve dolayısıyla konfor becerisi olanın stili değil, özgüvenin bir simgesi haline geldi. Burada kritik olan, konforun bir moda trendi olmadan önce bir zihin hali olduğudur.

Pijama giyip sokağa çıkmanın, “özgür ruhluluk” olarak okunması, görünmez bir sosyal güvenlik ağı gerektiriyor. Aileden gelen maddi rahatlık, çevresel statü desteği veya moda bilgisinin yüklediği konumlandırma hakkı… Yani pijama giymek bile sınıfsal bir lüks olabilir. Bazıları için pijama “moda oyunu”, bazıları içinse “görünmezleşme” riski taşıyor. Bu ayrım rahatsız edici: Aynı kıyafet, aynı özgürlüğü sunmuyor.

Pijamanın podyumda, sokakta, sahilde, ofiste ve defilede olması, modern modanın ne kadar esnek ve hızlı evrildiğini gösteriyor. Ancak bu dönüşümün ne kadar ara sınıfsal çelişkiler doğurduğunu da unutmamak gerekiyor. Pijamayla dışarı çıkmak bir zamanlar ayıptı, şimdi bazıları için hâlâ öyle. Ama bir kısmı için de sanat, stil, tavır ve özgürlük beyanı. Aynı kıyafet herkes için aynı anlama gelmiyorsa, bu dönüşümü kim belirliyor? Peki pijamayla sokağa çıkmak bir ayrıcalık mı, yoksa herkesin hakkı mı? Daha provokatif bir yerden soralım: Moda demokratikleşiyor mu, yoksa sadece stil kisvesi altında sınıfsallığı yeniden mi üretiyor?

Unutmayalım, her şey bir pijamayla başlar bazen. Bazen bir pijama, düşünecek çok şey çıkarır içinden.

Fotograflar: Launchmetrics Spotlight, Getty Images, Everett Collection, Shutterstock
Bu yazı ELLE Türkiye Aralık/Ocak 2025 sayısından alınmıştır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu