Gençleri Şiddete Sürükleyen Sessiz Tehlike: Anlam Kaybı

Gençlerin şiddete yönelmesinin nedenleri ve çözüm önerileri üzerine uzman görüşleri.

Ateşin düştüğü yerin ötesinde, dünya genelinde tanık olduğumuz olayların benzerlerine, ülkemizin farklı şehirlerinde ve okullarında da rastlıyoruz. Uzmanlar, gençlerin maruz kaldığı tehlikelerin giderek arttığını vurguluyor.

Her ne kadar ailelerin çocuk yetiştirme biçimleri etkili olsa da, gençlerin karakterleri artık çevresel faktörlerden daha fazla etkileniyor. Aile bağları güçlenmedikçe, gençler çevresel etkilerle kolayca manipüle olabiliyor. Psikolog Kerem Gümüş, bu durumu Ensonhaber’e değerlendirdi.

Gümüş, gençlerin durumunu dört ana başlık altında ele alıyor: Duygusal kopuş, şiddetin normalleşmesi, meşguliyetsizlik ve anlam kaybı. Gençler, anlaşılmadıklarını düşündükçe içe kapanıyor ve şiddeti yaşamlarının sıradan bir parçası olarak kabul ediyor. Fark edilmek ve görünür olmak için çeşitli yollar arayan gençler, hayatın anlamını bulamadıklarında yaşadıkları acıyı taşıyamaz hale geliyor. Oysa güçlü anlamlara sahip bireyler, acıyla başa çıkma konusunda daha dirençli olabiliyor. Günümüzde ise gençler, boşluk hissi ve eğlence arayışlarıyla dolup taşıyor.

Bu konuyu değerlendirirken, şiddet eğilimi, şiddete meyil gösterme, öfke kontrolü sorunları ve katil psikolojisi gibi kavramların birbirinden ayrılması gerektiğine dikkat çeken Gümüş, bu durumların karıştırılmasının yanlış teşhis ve müdahalelere yol açabileceğini belirtiyor. Şiddet eğilimi, bireyin problem çözme süreçlerinde zaman zaman sert tepkiler vermesi olarak tanımlanırken, şiddete meyil, bu eğilimin daha sık ve kolay bir şekilde tetiklenmesi anlamına geliyor. Öfke kontrolü problemi ise kişinin duygularını düzenleyememesiyle ilgilidir; burada amaç zarar vermek değil, yoğun duygulardan kurtulmaktır.

Gümüş, katil psikolojisinin farklı bir yapıya sahip olduğunu vurgulayarak, öfkenin artık sadece bir duygu olmadığını, anlamlandırılmış ve yönlendirilmiş bir yıkıcılığa dönüştüğünü ifade ediyor. Bu nedenle, bu kavramların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini, aksi takdirde riskli bireylerin ya gereğinden fazla damgalanabileceğini ya da geç fark edilebileceğini belirtiyor.

Gençlerin şiddete yönelmesindeki temel ihmalleri iki ana başlık altında özetleyen Gümüş, çocuklara başarıyı öğretirken hayal kırıklığını öğretmediklerini, güçlü görünmeyi öğrettikleri halde kırılgan olmanın da bir güç olduğunu anlatmadıklarını dile getiriyor. Duyguların yönetilmesi yerine bastırılmasının, bastırılan duyguların birikmesine ve bir gün taşmasına yol açtığını, yaşanmamış duyguların birçok psikolojik semptom doğurabileceğini ifade ediyor.

Ayrıca, sınır meselesinin de önemli olduğunu belirten Gümüş, sınırsızlığın çoğu zaman özgürlük olarak sunulduğunu, ancak sınırların çocuklar için bir güvenlik çerçevesi sağladığını vurguluyor. Sınırın olmadığı durumlarda çocuklar, neyi yapıp neyi yapamayacaklarını öğrenemez ve bu durum öfke kontrolü açısından ciddi riskler doğurur.

Şiddetin bir anda ortaya çıkmadığını, çocukların göz ardı edilen davranışlarının, yanlış yorumların ve zamanında yapılmayan müdahalelerin bir sonucu olduğunu söyleyen Gümüş, içe kapanma, değersizlik hissi, ani davranış değişiklikleri gibi durumların aslında “beni fark et” diyen işaretler olduğunu ifade ediyor. Ancak çoğu zaman bu çağrılar, “ergenliktir geçer” diyerek göz ardı ediliyor.

Uzmanlık alanı ergenler olan Gümüş, benzer durumlarla karşılaşan birçok çocuk tanıdığını belirterek, bu çocukların çoğu zaman ölmek istemediğini, yaşadıkları yoğun duygusal yıkımı kaldıramadıkları için hayatlarını bu şekilde sürdürmek istemediklerini vurguluyor. Eğer bu ayrımlar zamanında fark edilmezse, “yaşayamama” duygusunun, kendine ya da dünyaya yönelen felaket kararlarına dönüşebileceğini belirtiyor.

Gümüş, rehabilitasyon sisteminin geliştirilmesi adına bazı somut önerilerde bulunuyor. Okullarda psikolojik danışmanlık sisteminin güçlendirilmesi, aile eğitiminin okul hayatına dahil edilmesi ve çocuk gelişim süreçlerinin takip edilmesi için rutin sistemlerin oluşturulması gerektiğini ifade ediyor. Ayrıca, ergenlerin etkileşimi sevdiğini belirterek, benzer olayların yaşanmaması adına hukuki yaptırımların uygulanmasının ve bu konunun okul derslerinde anlatılmasının önemine vurgu yapıyor. Küçük yaştan itibaren empati ve dürtü kontrolü geliştiren sanat, spor, masal ve drama gibi derslerin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini ekliyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu