Margarita Papandreu’ya veda: Barışın ve dostluğun mirası

Margarita Papandreu, 103 yıllık yaşamına sığdırdığı barış mücadelesi ve Türkiye-Yunanistan dostluğu için bıraktığı mirasla anılıyor.

Gülsen Tuncer’in yaşamını yitirmesiyle sinema, tiyatro ve televizyon dünyası önemli bir sanatçısını kaybetti. Onu 1968’de sahnelediği Zilli Zarife oyunundan bu yana izliyordum. Geniş kitleler onu daha çok televizyon dizileriyle tanımış olabilir; ancak benim için Gülsen Tuncer’i özel kılan yalnızca oyunculuğu değildi. O, cesaretiyle, haksızlık ve sömürü karşısındaki direnciyle, sesi duyulmayanların yanında durma kararlılığıyla da örnek bir aydındı. Cumhuriyet devrimlerine bağlılığı ve dünyaya güzellik katma çabasıyla hatırlanacak. Hoşça kal sevgili arkadaşım.

Bir başka acı haber ise Yunanistan’dan geldi. Türkiye-Yunanistan Kadın Barış Girişimi WINPEACE’i birlikte kurduğum, yakın arkadaşım ve mücadele yoldaşım Margarita Papandreu yaşamını yitirdi. Oğlu Yorgo Papandreu, cuma günü gönderdiği mesajda haberi bizzat iletmek istediğini belirterek annesinin sabah saatlerinde huzur içinde hayata veda ettiğini duyurdu.

103 yaşında hayata gözlerini yuman Margarita Papandreu, Yunanistan’ın eski başbakanlarından Andreas Papandreu’nun eşi, Yorgo Papandreu’nun annesiydi. Amerika doğumlu olan Margarita, eşine duyduğu sevgi, anneliği, feminist kimliği ve barış savunuculuğuyla tanınıyordu. Benim içinse bunların ötesinde, kadın hakları ve barış mücadelesindeki yol arkadaşım, sevinçlerde suç ortağım, acılarda dert ortağım ve özel hayatlarımızın sırdaşıydı.

1985’te Nairobi’de düzenlenen Dünya Kadın Konferansı’nda tanıştık. Margarita resmi delegelerin bulunduğu forumdaydı; ben ise bağımsız grupların, sivil toplum örgütlerinin ve anarşistlerin buluştuğu üniversite bahçesindeydim. Resmi toplantıların havasından sıkılıp aramıza katıldığı gün başlayan dostluğumuz, tartışmalar, gözyaşları ve danslarla güçlendi. Birlikte sirtaki yaptık, zeybek oynadık, halay çektik.

Soğuk Savaş yıllarında bir gün telefon ederek NATO’nun Brüksel’deki merkezine, ardından Varşova Paktı temsilcilerinin Sofya’daki toplantısına kadınlarla birlikte gidip silahlanmaya karşı çıkmayı önerdi. İlerici Kadınlar Derneği’nden Zülal Kılıç’la birlikte her iki eyleme de katıldık ve silahların azaltılmasını talep ettik.

1996’da Kardak krizi yaşandığında, Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilimin erkek siyasetçilere bırakılmayacak kadar önemli olduğunu düşündük. Margarita Yunanistan’da, ben Türkiye’de kadın ve barış alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarıyla temas kurarak WINPEACE Türkiye-Yunanistan Kadın Barış Girişimi’nin temellerini attık. Adını, İngilizce “barış için kadın girişimi” ifadesinin baş harflerinden alan oluşum, aynı zamanda “barışı kazan” anlamını taşıyordu.

Sonraki yıllarda iki ülke arasındaki sorunların şiddet yerine diyalog ve ortak çalışmalarla çözülmesi için çaba gösterdik. Sık sık bir araya geldik, manifestomuzu farklı dillere çevirdik ve barış arayışına katılmak isteyen herkese kapımızı açtık. İlk destekçilerimiz arasında Kıbrıs’ın iki kesiminden kadınlar da yer aldı.

İki halkın yakınlaşması için depremleri beklemedik. Siyasi iktidarların çıkar ve oy hesaplarıyla ürettiği gerilimlere teslim olmadan çalışmalarımızı sürdürdük. Her iki ülkede düzenlediğimiz gençlik kamplarında binlerce genci barış elçisi olarak yetiştirdik. Bir dönem okul müfredatlarına barış derslerinin eklenmesine katkı sunduk, öğretmenlere şiddetsiz çözüm yöntemlerini aktardık ve Boğaziçi Üniversitesi’nde Barış Merkezi’nin kurulmasına öncülük ettik.

Kadın milletvekillerini, kırsal bölgelerde çalışan kadınları ve yazarları iki ülke arasında buluşturduk. Barış eğitiminden sanatsal dayanışmaya, kadın kooperatiflerinden gençlik seminerlerine ve silahsızlanma çalışmalarına kadar uzanan faaliyetlerimiz, uluslararası platformlarda örnek gösterildi ve ödüllendirildi. WINPEACE’in çalışmaları Pekin Kadın Konferansı’ndan Afganistan’a, Irak işgali öncesindeki Bağdat’tan Kıbrıs’ın kuzeyine ve güneyine kadar farklı coğrafyalara ulaştı.

Margarita’nın ruhu yıllar boyunca hiç yaşlanmadı. Hep genç, üretken ve geleceğe dönük kaldı. Savaşların ve düşmanlıkların, özellikle kadınlarla çocuklara ödettiği bedeli birlikte anlattık. Dünya Barış Günü’ne birkaç gün kala aramızdan ayrıldı; ancak geride yalnızca anılar bırakmadı. Bir mücadele, dostluk, kadın dayanışması ve barış mirası bıraktı. Ektiğimiz tohumların izleri de yaşamaya devam edecek.

Bir gün Ayvalık’tan kırsal bölgelerde yaşayan kadınlarla Midilli Adası’na gitmiş, Petra’daki kadınlara zeytin hasadında yardım etmiştik. Sopalarla dallara vuruluyor, zeytinler yere serilen siyah örtülere dökülüyordu. Zeytinlerin boyadığı örtüleri üzerimize sarıp bütün gün eğilerek çalıştık. O sırada Margarita bana, Türkiye’den gelen kadınlarla Yunanistan’daki kadınları birbirinden ayırıp ayıramadığımı sordu. Gerçekten de ayırt etmek mümkün değildi.

Güle güle barış yoldaşım Margarita Papandreu. Kadınların barış mücadelesi, senin bıraktığın mirasla sürecek.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu