Otelcilik Deneyimiyle Konaklamanın Gizli Kuralları
37 yıllık otelcilik deneyimiyle Emir Hepoğlu, oda seçimi, açık büfe, şikâyet yönetimi ve iyi misafir olmanın görünmeyen kurallarını anlatıyor.
Otelcilik deneyimi 37 yılı aşan Emir Hepoğlu, yeni kitabı Otelleri Kullanma Kılavuzu – Otel Faresi 2 ile konaklama kültürüne farklı bir pencereden bakıyor. Hepoğlu ile otel kapısından içeri girildiği andan çıkış işlemine kadar yaşananları; oda seçiminden açık büfe alışkanlıklarına, çalışanlarla iletişimden şikâyetlerin nasıl dile getirileceğine kadar pek çok başlık üzerinden konuştuk.
Hepoğlu’na göre bir otelin niteliği, misafir daha anahtarını teslim almadan anlaşılmaya başlayabiliyor. Lobideki karşılamadan personelin tavrına, temizliğe ve mekânın genel atmosferine kadar her ayrıntı, otelin işleyişi hakkında ipuçları veriyor. Yıllarını sektörde geçiren Hepoğlu, tatil amacıyla konakladığında bile otelci bakışını geride bırakamadığını söylüyor.
Lobideki ilk dakikalar otelin aynası
Bir otelde ilk izlenimin temelini karşılamanın oluşturduğunu belirten Hepoğlu, güvenlik görevlisinden kapı personeline, bellboydan misafir ilişkileri ekibine ve resepsiyona kadar herkesin bu zincirin parçası olduğunu ifade ediyor. Ona göre güler yüz, nezaket ve yardım etme isteği, misafirin konaklama boyunca karşılaşacağı hizmet anlayışının ilk göstergeleri arasında.
Karşılama sürecindeki tek bir aksaklık bile otelin yeterince iyi yönetilmediği düşüncesini doğurabilir. Buna karşılık başlangıçta güven veren bir iletişim kurulması, tatil sırasında yaşanabilecek küçük sorunların daha kolay tolere edilmesini sağlayabilir. Lobinin kokusu, dekorasyonun ayrıntıları, temizlik ve personel üniformaları da bu ilk değerlendirmeye katkıda bulunur. Hepoğlu, kendisini tanıtıp ardından “Size nasıl yardımcı olabilirim?” diye soran bir görevlinin doğru yerde olduğunu hissettirdiğini söylüyor.
İyi misafir olmanın temelinde nezaket var
Hepoğlu, iyi bir otel misafirini tanımlarken üç noktaya dikkat çekiyor: nezaket, makul ve tutarlı talepler, rahat bir tutum. Ona göre bu yaklaşım yalnızca otellerde değil, hayatın her alanında önemini koruyor. Misafirlerin, çalışanların kendilerine hizmet etmek için orada bulunduğunu ancak bunun sınırsız bir yükümlülük anlamına gelmediğini unutmaması gerekiyor.
Personelin adını öğrenmek, sabah selam vermek ve alınan hizmet için teşekkür etmek, iletişimi belirgin biçimde güçlendirebilir. Bunun yanında otelin sahip olmadığı bir hizmeti ısrarla talep etmek, imkânsız beklentiler oluşturmak ya da tesisin kurallarını zorlamak, konaklamayı hem misafir hem de çalışan açısından zorlaştırır. Odada ütü bulunmayan bir tesisten bunu istemek, barda olmayan bir içeceği dayatmak, odaya yemek çıkarılması yasakken ısrar etmek veya restoran kurallarına aykırı kıyafetle içeri girmeye çalışmak, Hepoğlu’nun dikkat çektiği örnekler arasında.
Otel deneyiminin keyifli geçmesi için küçük ayrıntılara gereğinden fazla takılmamak da önemli. Hepoğlu, misafirlerin tatil boyunca çalışanlarla sohbet etmesini, farklı insanlarla tanışmasını ve tesisin sunduğu imkânları keşfetmesini öneriyor. Ona göre konaklama, gerilimi artırmak yerine dinlenmeye ve yeni deneyimlere odaklanılan bir dönem olmalı.
Ücretsiz oda yükseltme için ısrar çözüm değil
Resepsiyonda ses yükseltmenin ya da sürekli ısrar etmenin daha iyi bir oda elde etmeyi garanti etmediğini belirten Hepoğlu, bu tavrın çoğu zaman ters sonuç verdiğini söylüyor. Buna karşılık resepsiyon görevlisiyle doğru zamanda, sakin ve samimi bir iletişim kurmak, müsaitlik varsa oda değişikliği veya yükseltme talebinin değerlendirilmesini kolaylaştırabilir.
Yoğun giriş ve çıkış saatlerinde resepsiyonun önceliği, sırada bekleyen işlemleri tamamlamaktır. Bu nedenle talebin daha sakin bir zamanda iletilmesi, hem çalışan hem de misafir açısından daha sağlıklı bir iletişim kurulmasını sağlayabilir. Hepoğlu ayrıca bahşişin zorunluluk olmadığını, ancak hizmetten duyulan memnuniyeti ifade eden geleneksel bir teşekkür biçimi olduğunu vurguluyor. Ona göre bahşiş, hizmet kalitesini olumlu etkileyebilen bir unsur olsa da hiçbir çalışanın hakkı olarak görülmemeli.
Çalışanların sevdiği ve uzak durduğu misafir profilleri
Hepoğlu, farklı otellerin ve zincirlerin kendine özgü standartları bulunduğunu hatırlatıyor. Başka bir tesiste sunulan hizmetleri sürekli kıyaslama konusu yapmak, her talebi şikâyete dönüştürmek veya aynı oteli beğenmediğini söylemesine rağmen tekrar tekrar tercih etmek, çalışanların olumlu baktığı davranışlar arasında yer almıyor.
Samimi, saygılı ve hizmeti kötüye kullanmaya çalışmayan misafirler ise her milletten olsalar da otel çalışanları tarafından olumlu karşılanıyor. Önceliği huzurlu ve keyifli bir konaklama olan, çalışanlara insan olarak yaklaşan ve deneyimin tadını çıkarmaya çalışan konuklar, personelin “Keşke bütün misafirler böyle olsa” diyeceği profile daha yakın.
Açık büfe tüketim değil, tercih meselesi
Otelcilik deneyimi sırasında açık büfe davranışlarının da dikkatle gözlemlendiğini anlatan Hepoğlu, yiyecek içecek ekiplerinin misafirin büfeyle nasıl ilişki kurduğunu kısa sürede fark ettiğini belirtiyor. Ona göre açık büfe, sınırsız tüketim gösterisi değil; neye, ne kadar ihtiyaç duyulduğunu belirleme alanı.
Tabakları gereğinden fazla doldurmak, normal şartlarda satın alınmayacak ürünleri sırf ücretsiz olduğu için almak veya ilk kez görülen yiyeceklere küçümseyici tepki vermek çalışanların gözünden kaçmıyor. Aynı şekilde ölçülü davranan, ne yiyeceğini bilen ve israf etmeyen misafirler de fark ediliyor. Hepoğlu, tüketim alışkanlıklarının zaman içinde farklı milletler arasında benzerlik göstermeye başladığını, özellikle her şey dahil sisteminde aşırı tüketimin yaygınlaştığını söylüyor. Herkese yetecek kadar yiyecek ve içecek bulunduğu için büfede kontrolü kaybetmenin gereksiz olduğunu vurguluyor.
Şikâyet ederken sakin ve açık konuşmak gerekiyor
Bir sorun yaşandığında ses yükseltmenin çözümü hızlandıracağı düşüncesinin yanlış olduğunu belirten Hepoğlu, otelin görevliyi küçümseme veya güç gösterisi yapma yeri olmadığını ifade ediyor. Resepsiyon çalışanı aynı anda diğer misafirlerle de ilgilenmek zorunda. Bu nedenle kısa, açık ve sakin cümlelerle aktarılan taleplerin sonuç alma ihtimali daha yüksek.
Bağırarak elde edilen hızlı çözümler, çoğu zaman talebin haklı bulunduğu anlamına gelmiyor; personel yalnızca gerilimi sona erdirmek için işlemi hızlandırabiliyor. Hepoğlu, geçmişte bazı misafirlerin şikâyet, kötü anket tehdidi veya yüksek ses karşılığında ücretsiz hizmetler ve oda yükseltmeleri elde ettiğini, bu durumun zamanla suistimale dönüştüğünü anlatıyor. Türk turizmcilerin de benzer uygulamaların önüne geçmek için zaman içinde daha sıkı önlemler aldığını belirtiyor.
En pahalı oda her zaman en iyi oda değil
Hepoğlu, kendi tercihi söz konusu olduğunda gösterişli manzaradan önce sessizlik, temizlik ve konfora önem veriyor. İş seyahatleri dışında butik otelleri tercih ettiğini söyleyen Hepoğlu, özellikle çevresi keşfedilmeye değer tesislerde manzaranın ikinci planda kalabileceğini düşünüyor.
Resort otellerde ise genellikle kara tarafına veya bahçeye bakan odaları seçiyor. Bu odaların daha sakin olabildiğini, sabahları kuş seslerinin duyulabildiğini ve çocuklu aileler tarafından daha az tercih edildiğini belirtiyor. Onun için kusursuz bir yatak, iyi bir kahvaltı ve nitelikli servis; etkileyici bir manzara ya da iyi bir bardan daha değerli.
Hepoğlu, kendisini otel çalışanlarıyla iletişim kuran, tesisi gözlemleyen ve hizmet anlayışını anlamaya çalışan bir misafir olarak tanımlıyor. İlk kez kaldığı bir otelde mümkün olduğunca çok çalışanla sohbet ettiğini, otelin kendisini nasıl temsil ettiğine dair kişisel bir değerlendirme yaptığını söylüyor. Bu mesleki alışkanlığın, sıradan bir misafir gibi konaklamasını zorlaştırdığını da ekliyor.
Otelin görünen yüzünün arkasında yoğun bir emek var
Misafirlerin kusursuz bir akşam olarak deneyimlediği hizmetin arkasında, çalışanların yoğun hazırlığı ve profesyonel rolü bulunuyor. Hepoğlu, zarif sunum yapan bir garsonun menüdeki her ürünü mutlaka tatmış olmayabileceğini, ancak işini gereği gibi yapabilmek için tabakları ve içerikleri doğru anlatması gerektiğini belirtiyor.
Üniforma çıkarıldığında ise aynı çalışan, ertesi güne hazırlanması gereken sıradan bir hayatın içine dönüyor. Hepoğlu bu durumu, otel çalışanlarının iki ayrı sahnede farklı roller üstlenmesine benzetiyor: Biri özel hayat, diğeri üniforma giyildiğinde başlayan profesyonel yaşam. Misafir alanına çıkmadan önce personel bölümlerinde görülen “Sahneye çıkmaya hazır mısın?” mesajlarının da bu anlayışı yansıttığını söylüyor.
37 yıllık kariyerinde çok sayıda sıra dışı olaya tanık olduğunu anlatan Hepoğlu için en unutulmaz hikâyelerden biri, yaklaşık on yıl boyunca 111 numaralı odada annesiyle yaşayan Ahmet Bey’e ait. Perdeleri çoğunlukla kapalı olan odada yemekler oda servisiyle yeniyor, personel zaman zaman kahve içmek ve sohbet etmek için bu odaya uğruyordu. Ahmet Bey’in yoğun sigara kullanımı nedeniyle balkon kapısı sürekli açık tutulurken, annesi odayı dantel örtüler, çiçekler ve süs eşyalarıyla evine dönüştürmüştü. Hakkında çeşitli söylentiler çıkan bu iki kişinin, birlikte çalışan personelin hafızasında kibar ve hoşsohbet insanlar olarak kaldığını aktarıyor.
Hepoğlu, otelcilik mesleğinin insanın üzerinden kolayca çıkarabileceği bir kıyafet olmadığını düşünüyor. Konakladığı tesislerde kusur aramasa bile bazı ayrıntıların gözüne takıldığını, profesyonel bakış açısının her zaman devrede olduğunu ifade ediyor.
Genç otelcilere deneyim ve sabır önerisi
Sektöre yeni başlayanlara en az bir, mümkünse iki yabancı dil öğrenmelerini tavsiye eden Hepoğlu; yurt dışında deneyim kazanmanın, farklı otel türlerinde ve destinasyonlarda çalışmanın önemine dikkat çekiyor. Okulda öğrenilen bilgilerin yanı sıra otelin ve deneyimli çalışanların sunduğu pratik eğitime odaklanılması gerektiğini belirtiyor. Hepoğlu ayrıca terfi talebinin doğru zamanda iletilmesini, henüz hazır olunmadan olgun görünmeye çalışılmamasını ve zorluklar karşısında vazgeçilmemesini öneriyor.
Emir Hepoğlu’nun kusursuz konaklama anlayışında ilk sırayı iyi bir yatak alıyor. Etkileyici manzaradan ve bardan vazgeçebileceğini söyleyen Hepoğlu, buna karşılık iyi bir kahvaltı ve nitelikli servisle tamamlanan rahat bir odanın kendisi için yeterli olduğunu belirtiyor.




