Kurgu ve Gerçeklik Arasındaki İnce Çizgi
Kurgu ve gerçeklik arasındaki sınır giderek belirsizleşiyor. İnsanlar artık neye inanacaklarını bilemiyorlar.
Edebiyatın en eski sorularından biri olan “Kurgu nerede başlar, gerçeklik nerede biter?” artık sadece sanatsal bir tartışma olmaktan çıkmış, günlük yaşamımızın her alanında kendini göstermeye başlamıştır. Gerçeklik algımızın giderek zayıflaması, bu sorunun önemini artırıyor. ‘Post-truth’ kavramı bile günümüzde eski bir terim gibi kalmaya başladı; çünkü çoğu zaman, gerçek olmadığını bile bile bir olguyu sahipleniyoruz. İlginçlik ve geçici bir dikkat çekicilik, bu durumu sürdürmek için yeterli oluyor. Bu durum, bir tür “gerçeklik yorgunluğu” olarak adlandırılabilir; neye inanacağımızı bilemediğimizde, hiçbir şeye tam anlamıyla inanmamayı tercih ediyoruz. Ancak sorun sadece yalanların artışıyla sınırlı değil; ortak bir gerçeklik anlayışı çoktan sarsılmış durumda. Yapay zeka çağında, bu sarsıntı bazı yorumcular tarafından “enformasyon kıyameti” olarak tanımlanan ‘infocalypse’ hissini de derinleştiriyor. Bu durum, “Her şey mümkün, her şey uydurma olabilir” duygusunu yaygınlaştırıyor.




