Kate Barton: Bir Malzeme Ne Kadar Dönüşebilir?
Kate Barton, malzeme odaklı tasarım anlayışını, İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonunu, sürdürülebilirlik yaklaşımını ve markasının gelecek planlarını anlattı.
Kapak Fotoğrafı: Nicole Bell
Kate Barton için tasarım, çoğu zaman bir eskizle değil, bir kumaş parçasıyla başlayan bir keşif süreci. 2022’de kendi adını taşıyan markayı kuran tasarımcı, malzemelerin alışılmış sınırlarını sorguluyor; drapajı teknolojiyle, el işçiliğini ise form mühendisliğiyle buluşturuyor. Onun dünyasında özgür düşünmek ve ilk bakışta mantıksız görünen fikirleri denemek, yaratıcı sürecin temel parçaları arasında yer alıyor.
Ortaya çıkan heykelsi ve şaşırtıcı silüetler deneysel bir görünüm taşısa da Barton için tasarımın başarısı yalnızca görsel etkiyle ölçülmüyor. Bir fikrin beden üzerinde anlamlı, işlevsel ve giyilebilir bir karşılık bulması da aynı derecede önemli. SCAD’deki eğitiminin ardından özgün yöntemler geliştiren tasarımcı, şimdi Kate Barton dünyasını günlük giyimden aksesuarlara, teknolojiden sürdürülebilir üretime uzanan daha geniş bir alana taşımayı hedefliyor.
10 Eylül’de New York Moda Haftası kapsamında İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonunu sunmaya hazırlanan Kate Barton, tasarım yolculuğunu ve yeni koleksiyonuna dair ipuçlarını paylaştı.
Moda ve tasarıma ilgisinin çocukluk yıllarına dayanmadığını belirten Barton, Kansas City’de üçüz olarak büyüdüğünü ve yaratıcı bir çevrede yetişmediğini anlattı. Üniversitede önce işletme okuyan, ardından moda pazarlamasına yönelen tasarımcı, tasarıma geleneksel kabul edilen yollardan daha geç adım attı.
Üçüz olmanın onda bireysellik duygusunu erken yaşta güçlendirdiğini söyleyen Barton, sürekli bir grubun parçası olarak görülmenin kendisini farklılığını ortaya koymaya yönelttiğini ifade etti. Bugün tasarım dilinde de bu arayışın izlerini gördüğünü belirten tasarımcı, her şeyi biraz farklı yapma isteğinin zamanla kendini ifade etme biçimine dönüştüğünü dile getirdi.
Kate Barton markasını mezuniyetinden kısa süre sonra, 2022’de kurdu. Kendini hiçbir zaman tamamen hazır hissetmediğini söyleyen tasarımcı, geleneksel bir eğitim geçmişinden gelmemesinin başlangıçta dezavantaj gibi görünse de zaman içinde özgün yaklaşımının temelini oluşturduğunu aktardı. SCAD’de eğitim alırken çevresindeki öğrencilerin dikiş, kalıp ve konstrüksiyon alanlarında yıllara dayanan birikime sahip olduğunu belirten Barton, kendisinin ise sorunları farklı yöntemlerle çözmek zorunda kaldığını söyledi.
Bu zorunluluk, Barton’ın kendine özgü teknikler geliştirmesine yardımcı oldu. Markayı kurma kararını her şeyi çözdüğüne inanmasından çok, keşfetmeye devam etmek istediği bir alanın farkına varmasıyla açıklayan tasarımcı, üretim sürecini sürekli gelişen bir araştırma olarak görüyor.
Kate Barton’ın koleksiyonları belirli bir sezon temasından çok, malzemenin sunduğu olasılıklardan yola çıkıyor. Tasarımcı için başlangıç noktası çoğu zaman tek bir soru: Bir malzeme başka neye dönüşebilir? Düz bir kumaş parçasını kendi formunu bulana kadar dönüştürebildiğini belirten Barton, kimi zaman da bir baskıyı, konstrüksiyon tekniğini ya da görsel illüzyonu çözmeye çalışarak işe başladığını anlattı.
Sürecin kendisini planlanmamış sonuçlara götürmesinden hoşlanan tasarımcı, en güçlü fikirlerin çoğunun düşünceleri fazla sınırlamadan ortaya çıktığını düşünüyor. Deneyselliği işlevle buluşturmanın ise tasarımın en zor aşaması olduğunu belirtiyor. Ona göre en başarılı parçalar, önce görsel olarak dikkat çekiyor; ardından arkasındaki mantık ve kullanım rahatlığı fark ediliyor.
Barton, heykelsi görünen karmaşık bir tasarımın beden üzerinde son derece yalın durabileceğini vurguluyor. Her deneyin mutlaka bir giysiye dönüşmesi gerekmediğini de ekleyen tasarımcı, bazı çalışmaların yalnızca bir obje olarak kalmasının da yaratıcı açıdan değer taşıdığını söylüyor. Onu en çok heyecanlandıran sonuç ise kullanıcıyı şaşırtan, ancak aynı zamanda kendini rahat ve doğal hissetmesini sağlayan parçalar.
New York’taki stüdyosunda yürüttüğü çalışma sürecini fiziksel denemeler üzerine kuran Barton; iğneleme, kesme, drapaj, baskı ve yeniden kurma aşamalarının sürekli tekrarlandığını anlatıyor. Teknoloji ile zanaatkârlığı birbirine rakip görmeyen tasarımcı, bu iki alanın birbirini nasıl beslediğiyle ilgileniyor. Teknoloji bir formu tasarlamaya veya anlamaya yardımcı olurken, son çözüm çoğu zaman drapaj ve el işçiliğiyle şekilleniyor.
Bir kumaşın mutlaka geleneksel biçimde davranması gerektiği fikrini de reddeden Barton, malzemeye ilişkin kabulleri ortadan kaldırmanın yalnızca eskizle keşfedilemeyecek yeni ihtimaller yarattığını düşünüyor. İdeal stüdyo ortamını ise kaotik, fiziksel ve fikirlere açık bir alan olarak tanımlıyor. Ona göre en beklenmedik fikir, kimi zaman denemeye en çok değer olan fikir.
Katy Perry ve Hilary Duff gibi isimlerin tasarımlarını tercih etmesi, ayrıca parçalarının Emily in Paris dizisinde yer alması markanın görünürlüğünü artırdı. Barton, bu ilgiyi büyük bir heyecanla karşılasa da yaratıcı sürecini dış beklentilerden korumaya çalıştığını belirtiyor. Tasarıma “Bunu kim giyebilir?” sorusuyla değil, öncelikle “Bu fikir ilginç mi ve bizim için yeni bir şey söylüyor mu?” sorularıyla yaklaşıyor.
Marka büyüdükçe Kate Barton dünyasına giriş yollarını çoğaltmak istediğini söyleyen tasarımcı, odağını yalnızca heykelsi gece elbiseleriyle sınırlamıyor. Terzilik, triko, çok parçalı görünümler ve günlük yaşamın parçası olabilecek giysiler, gelecek dönemde araştırmak istediği alanlar arasında bulunuyor.
İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonunda deneysel yaklaşımını korurken Kate Barton’ın ne olabileceğine dair algıyı genişletmeyi amaçlayan tasarımcı, son sezonlarda illüzyon ve algı kavramları üzerine yoğunlaştığını ifade etti. Uzaktan bir malzeme, form veya giysi gibi görünen bir şeyin yaklaşıldığında bambaşka bir niteliğe dönüşmesi, koleksiyonun temel fikirlerinden biri.
Yeni koleksiyonda daha canlı bir renk dünyasına yönelen Barton, yine de beklenmedik tonlara yönelik titiz yaklaşımını sürdürüyor. Kontrol ile akışkanlık, mühendislik ürünü bir yapı ile tesadüfen oluşmuş hissi arasındaki gerilim de koleksiyonun araştırdığı başlıklar arasında yer alıyor.
New York Moda Haftası’na hazırlık sürecinin doğrusal ilerlemediğini belirten Barton, çalışmaların çoğunlukla bir kumaş, form ya da yeni konstrüksiyon yöntemiyle başladığını anlattı. Denenen parçalar bedene giydiriliyor, fotoğraflanıyor, değiştiriliyor ve gerektiğinde tamamen yeniden kuruluyor. Tek bir deneyin birden fazla fikre dönüşebildiğini söyleyen tasarımcı, sonrasında koleksiyona bütünden bakarak eksikleri, tekrarları ve sadeliğe ihtiyaç duyulan noktaları belirliyor.
Defile hazırlıkları yalnızca kıyafetlerin tamamlanmasıyla sınırlı kalmıyor. Barton; casting, styling, müzik, ışık, mekân ve fotoğraf gibi unsurların da koleksiyonun izleyiciyle kuracağı ilişkiyi belirlediğini vurguluyor. Ona göre tüm bu kararların sonunda tek bir dünyaya dönüşmesi, moda haftası sürecinin en etkileyici tarafı.
Sürdürülebilirliği üretim sürecinin sonradan eklenen bir anlatısı olarak görmeyen Barton, sorumlu tasarımın en baştan düşünülmesi gerektiğini savunuyor. Kumaş merkezli yaklaşımı sayesinde verimliliğe odaklanan marka; atığı ve dikişleri azaltan mühendislik ürünü kesimlerden, yerel numune üretiminden, sipariş üzerine ve kişiye özel üretimden yararlanıyor. Malzemeler ve destekleyici unsurlar da geliştirme sürecinin her aşamasında yeniden değerlendiriliyor.
Tasarımcı, sürdürülebilirliğin ulaşılması gereken sabit bir son noktadan çok, sürekli sorular sormayı gerektiren bir süreç olduğunu düşünüyor. Daha az malzeme kullanmak, konstrüksiyonu daha akıllı hale getirmek, ürünün ömrünü uzatmak ve farklı üretim yöntemleri bulmak bu soruların başında geliyor. Deneysel çalışmanın, sektörde yalnızca alışkanlık nedeniyle sürdürülen sistemleri sorgulama fırsatı verdiğini de ekliyor.
Kistik Fibrozis Vakfı ile kurduğu ilişki de Barton için markanın kıyafetlerin ötesinde bir topluluk oluşturma hedefinin parçası. İlk işbirliği, New York Şehir Maratonu’yla bağlantılı bir tişört tasarımıyla gerçekleşti. Barton, şirket büyüdükçe önem verdiği konuları desteklemek için modanın sağladığı görünürlüğü kullanmayı bir sorumluluk olarak görüyor ve hayırseverliğin markanın kimliğinden ayrı durmamasını istiyor.
Kısa sürede tanınabilir bir görsel dil oluşturan Kate Barton, bundan sonraki dönemde bu dili ne kadar ileri taşıyabileceğini araştırıyor. Heykelsi elbiseler ve sıra dışı malzemelerle tanınan markanın aynı fikirleri günlük gardıroba, aksesuarlara, dijital deneyimlere ve geleneksel olarak moda kategorisine dahil edilmeyen alanlara aktarmasını hedefliyor.
Barton için asıl mesele, markayı tanınabilir kılan bakış açısını korurken sonuçların öngörülebilir hale gelmesini engellemek. Geçmişteki tasarımları tekrar etmek yerine düşünme biçiminde tutarlılık arayan tasarımcı, Kate Barton dünyasını özgünlüğünü kaybetmeden büyütmenin önündeki en heyecan verici meydan okuma olduğunu düşünüyor.




