Füreya Koral’ın Eserleriyle Yeniden Hayat Buluyor
Füreya Koral’ın sanatı, Urart ile yapılan işbirliğiyle yeniden hayat buluyor. Eserleri, geçmişin izlerini taşıyor.
Urart’ın tasarım grup başkanı Filiz Vural, gençlik yıllarında Füreya Koral’ın Harbiye’deki evine yaptığı ziyareti unutamıyor. O gün, evin içindeki seramik tabaklar ve renkli panolar arasında kaybolmuş gibi hissettiğini belirtiyor. Füreya’nın sanatına dair sorular sorduğu ve atölyenin canlı atmosferini hissettiği o an, ona bambaşka bir üretim dünyasının kapılarını araladı. “O gün, benim bildiğim dünyanın dışında bir üretim alanı olduğunu ilk kez hissetmiştim. Onun eserlerinden ilham alacağım aklımın ucundan bile geçmezdi” diyor.
Füreya Koral’ın eserlerinde hâlâ canlı bir enerji var. Özellikle yüzeylerinde. Bazı parçalar, insana Büyükada’yı hatırlatıyor; tuzlu hava, yosun tonları ve öğleden sonra ışığıyla dolup taşıyor. Diğerleri ise Cumhuriyet sonrası İstanbul’un modernleşme hayalinin tam ortasında duruyor. Füreya’nın eserleri, yalnızca sergiler için değil, hayatın içine karışmak ve insanlarla birlikte yaşamak için tasarlanmış gibi görünüyor. İstanbul’un çeşitli yerlerinde, beklenmedik anlarda bu eserlerle karşılaşmak mümkün. 1969’da Divan Oteli için yaptığı büyük seramik panolar hâlâ en etkileyici çalışmalarından biri olarak anılıyor. Daha sonra oluşturduğu İnsanlar ve Mahalle serileri ise eski İstanbul’un sokaklarını, apartman hayatını ve gündelik yaşamı sıcak bir dille yeniden yorumluyor.
Urart ile Füreya Koral arasındaki işbirliği, geçmişe bir saygı duruşu olmaktan ziyade yarım kalmış bir sohbetin devamı niteliğinde. Seramiğin metal ile buluşması, yeni olasılıkları beraberinde getiriyor. Füreya adlı koleksiyon, toplamda 65 mücevher parçası ve 20 dekoratif objeden oluşuyor. Altın, gümüş ve pırlantanın yanı sıra, sanatçının doğayla kurduğu ilişkiyi yansıtan yeşil patineli bronz parçalar da yer alıyor. Dekoratif objelerde ise kahverengi ve beyaz bronz, özel mermerlerle bir araya getiriliyor. Ancak bu koleksiyonun en önemli yönü, materyalden çok hafıza işlevi görmesi. Vural, “Füreya’nın dünyası Anadolu’nun renklerinden ve katmanlarından besleniyordu. Bizim tasarım dilimiz de aynı kökten geliyor. İki farklı disiplin, ortak bir estetik zeminde buluştu” diyor.
Urart, mücevher tasarımını uzun zamandır yalnızca estetik bir obje üretmekten öte bir anlayışla ele alıyor. Marka, Anadolu’nun zanaat hafızasını modern bir dille yeniden düşünmeye çalışıyor. Mitlerden ve arkeolojik formlardan ilham alan tasarımlar, yalnızca bedeni süsleyen objeler olmaktan çıkıyor. İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde görülebilecek eski tekniklerin bazıları, hâlâ Urart atölyelerinde uygulanıyor.
Bu yaklaşımın arkasında, yönetim kurulu başkanı ve kreatif direktör Erol Sağmanlı’nın vizyonu yatıyor. Sağmanlı, el işçiliğinin üretimden çok zaman, hafıza ve aktarım ile ilgili kültürel bir mesele olduğunu düşünüyor. Moda ve tasarım dünyasının yeniden zanaata yönelmesinin de bu bağlamda önemli olduğunu ifade ediyor. İnsanlar artık anonim ve hızlı tüketilen objeler yerine, kökleri olan ve iz taşıyan parçalarla bağ kurmak istiyor. “Anadolu’nun zanaat mirasını çağdaş bir dille yeniden yorumlamak bizim için çok kıymetli. Geçmişe nostaljik bir bakış açısı değil; o hafızayı bugünün estetik dili içinde yaşatabilmek önemli” diyor Sağmanlı.
Füreya koleksiyonunun merkezinde, mücevherin maddi değerinden ziyade sanatsal hafıza fikri yatıyor. Filiz Vural, parçaların önce kullanılan materyalle değil, çizgileri ve yüzeyleriyle okunmasını istiyor. Bu nedenle bronz, altın ve gümüş arasında klasik mücevher hiyerarşilerini kurmak yerine, malzemeleri görsel ve duygusal bir dengeyle bir araya getiriyor. Koleksiyonun çıkış noktalarından biri de Füreya’nın eserlerindeki güçlü renk hafızası. Özellikle yeşil, turkuaz ve mor tonları dikkat çekiyor. Yeşil patineli bronzlar, aquamarinlerin akışkan tonu ve peridotların canlılığı, Füreya’nın doğayla iç içe olan dünyasını yansıtıyor. Morlar ise daha içsel bir duyguyu taşıyor. Pırlanta ise, değerli bir taş olmanın ötesinde, Füreya’nın eserlerinde sıkça hissedilen ışık duygusunun bir uzantısı olarak öne çıkıyor.
Füreya’nın estetiği, kendi malzemesi ve diliyle oluşturulmuş başlı başına bir dünya. Zamanla renkleri sadeleşse bile, eserlerinde hâlâ çok katmanlı ve canlı bir hayat hissi var. Urart’ın dünyası ise daha çok metalin ve taşın disiplinine dayanıyor. Bu nedenle sanatçının organik yüzeylerini, kuşlarını ve mimari hissini başka bir disiplin içinde yeniden yorumlamak, koleksiyonun zorluklarından biri olmuş. Ortaya çıkan, bire bir reprodüksiyonlardan ziyade Urart çizgisinde kurulmuş yeni bir Füreya dünyası. Amaç, onun eserlerini kopyalamak değil; kuşları ve balıklarıyla kurduğu estetik dile farklı bir bakış açısıyla yaklaşmak. Vural, “Onun eserlerine bakarak metal üzerinden yeni bir dünya kurmaya çalıştım” diyor. “Mücevher tarafında daha özgür davrandım; çünkü onun da eserlerine böyle yaklaştığını hissediyorum.”
Özellikle serigraf baskı baykuşlar Vural üzerinde büyük bir etki bırakmış. “Baykuşların her biri farklı bir ruh hali taşıyor. O desenlerin dokusunu kuyumculuk ve heykel disiplini içinde yeniden yorumladım” diyor. Bazı eserlerde ise, özellikle kumruların sakin duruşunda, Füreya’nın orijinal ruhuna sadık kalmaya çalıştıklarını belirtiyor. “Onun estetiğine zarar vermeden Urart çizgisinde yeni yorumlar üretmeye çalıştık. Bu dengeyi kurmak kolay değildi.”
Son yıllarda moda ve tasarım dünyası, mükemmeliyetten uzaklaşmaya başlamış gibi görünüyor. Ultra cilalı yüzeyler ve dijital sterilite, birbirine benzeyen estetikler arasında kaybolmuş durumda. Bunun karşısında yeniden değer kazanan unsurlar ise doku, el izi ve kusur. Urart’ın Füreya ile kurduğu bağ da burada önem kazanıyor. Sağmanlı, “Füreya’nın pratiğinde bizi en çok etkileyen şey, yalnızca geleneksel olanı korumaya çalışmaması; onu yaşayan, nefes alan çağdaş bir dile dönüştürebilmesiydi” diyor. “El işçiliğini geçmişe ait nostaljik bir değer olarak değil, bugün de dönüşebilen canlı bir ifade biçimi olarak ele alıyor.”
Füreya Koral’ın eserlerini duygusal kılan, onun insani yönü. Füreya’nın dünyasında Avrupa modernizminin bazı örneklerindeki mesafeli disiplin hissinden çok, hayat var. Kuşlar, balıklar ve çiçekler, onun eserlerinin bir parçası. Ancak bunların ötesinde, yaşadığı acılar, öfkesi, neşesi ve sürekli yeni şeyler deneme arzusu da var. Bu nedenle eserleri günümüzde bile sıcak ve canlı bir his uyandırıyor. Filiz Vural’ın anlattığı bir an, bu durumu çok iyi özetliyor. Füreya’nın kızı Sara’nın evinde gördüğü yeşil tabaklar, ona Büyükada’daki köşkün bahçesinden toplanmış çiçekleri hatırlatmış. “O an, koleksiyonun rengini yeşil üzerine kurmam gerektiğine karar verdim” diyor. Gerçekten de koleksiyonun en güçlü yönlerinden biri, özellikle yosun tonları, turkuazlar ve patinalı yüzeyler, sanatçının doğayla kurduğu ilişkiyi doğrudan yansıtıyor.
Füreya, günümüzde belki popüler kültür veya sosyal medya sayesinde yeniden keşfediliyor. Bu işbirliğinin ötesinde, son dönemdeki nostalji eğilimimizin ve geçmişimizi daha yakından tanıma isteğimizin de etkisi var. Sanatçının mirasını yaşatan isimlerden biri olan kızı Sara Koral Aykar, bu durumu çok net bir şekilde ifade ediyor: “Füreya’nın felsefesi; sanat eserlerinin müzelere hapsolmamaları, evlere girmeleri ve insanlarla birlikte yaşamaları.”
Aykar’a, “İnsanlar bugün Füreya’yı yeniden keşfederken en çok neyi fark ediyor?” diye sorulduğunda, “Özgürlüğünü” yanıtını veriyor. “Füreya’nın kuşları bunu temsil ediyor.” Çünkü o kuşlar yalnızca dekoratif figürler değil; hareket hissi taşıyorlar. Göç ve döngü hissi veriyorlar. Ardından ekliyor: “Geçmişe özlem… çiniler, panolar… ve kadının gücü.” Zamanla, insanlar Füreya’nın hayatını ve başarılarını öğrendikçe, özellikle kadınlar için daha da güçlü bir figür haline geldiği gerçeği ortaya çıkıyor.




