Laikliğin Tarihsel Serüveni ve Ramazan İlişkisi

Ümit Yenişehirli, laikliğin tarih boyunca nasıl evrildiğini ve Ramazan ile olan ilişkisini ele alıyor.

Bir Ramazan ayı daha, sevinç ve huzur içinde karşılanıyor. Ancak bazı kesimlerde, Ramazan’ı daha da özel kılan etkinliklere karşı bir tür “alerji” söz konusu. Bu tepkilerin temelinde ise “laiklik” kavramı yatıyor.

Laiklik denildiğinde, bazı bireylerin inanç, ibadet ve düşünce özgürlüğü konularında neredeyse hiçbir şeyi göz önünde bulundurmadığı görülüyor. “Laikçiler”, çeşitli tuhaf tezlerle baskıcı bir tutum sergilemeye çalışıyorlar. Türkiye’deki laik anlayışın durumu ortada iken, dünya genelindeki laikliğin tarihi gelişimi de pek çok ilginç durumu barındırıyor.

EPİKÜR: TANRILAR VAR AMA ONLAR DÜNYA İŞLERİNE KARIŞMAZLAR

Laiklik kavramı genellikle Fransız İhtilali ile ilişkilendirilse de, kökleri çok daha eski dönemlere kadar uzanıyor. Antik çağlarda, kutsal olan ile kutsal olmayan arasındaki fark ve bu konudaki mücadele her zaman tartışmalı bir alan olmuştur. Eski Yunan’da günümüz anlamında bir laiklik yoktu; ancak filozoflar, bu kavram olmadan da laiklik manifestoları yazmışlardır.

Protagoras, “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” diyerek, taşlardan yapılmış putları bir kenara bırakmıştı. Demokritos, evrenin ruhsal güçlerce değil, atomlar tarafından yönetildiğini savunuyordu. Epikür ise “Tanrılar var ama onlar dünya işlerine karışmaz.” diyerek bu durumu özetliyordu.

ROMA’DA KAZANAN DAİMA DÜNYEVİ TARAF OLURDU

Antik Yunan’ın ardılı olan Romalılar da günümüz anlamında laik bir yapıya sahip değildi. Hatta imparatorluk, dindar olarak nitelendirilebilirdi. Din ile dünya işleri karşı karşıya geldiğinde ise her zaman dünya tarafı galip geliyordu. Roma yöneticileri, dünyevi çıkarlarını elde etmek için tanrılardan faydalanıyor ve onları manipüle ediyorlardı. Bu nedenle Roma, aslında dünyanın en laik devletlerinden biri haline gelmişti.

Bu çıkarcılık, imparatorluk halkının da genelinde görülüyordu. İlahi güçlerin isteklerini yerine getirmek için en ucuz yöntemleri arayan sıradan Romalılar, kurban keserken sahte boğalar kullanıyordu.

SEZAR’IN HAKKI SEZAR’A KAVGASINDA CESET BİLE YARGILANMIŞTI

Hristiyanlığın yükselişiyle birlikte, “Sezar’ın hakkı Sezar’a, Tanrı’nın hakkı Tanrı’ya” sözü, laik yönetimlerin sıkça kullandığı bir ifade haline gelmişti. Papalar ve imparatorlar, bu deyişin gölgesinde sık sık çatışmalara girmişlerdi.

Bu çatışmalardan biri, tarihe “kadavra sinodu” olarak geçen olaydır. 800’lü yılların sonlarında Papa VI. Stephanus, laik otoriteyle iş birliği yaptığı gerekçesiyle önceki papa Formosus’un cesedini mezardan çıkartarak yargılatma kararı almıştı. Gerçekten de Formosus’un cesedi mezardan çıkarıldı ve yargılandı. Ancak, ölü papa savunma yapamadığı için suçlu bulunmuş ve cezası olarak parmakları kesilip Tiber Nehri’ne atılmıştır.

FRANSA LAİKLERİNİN GARİP HALLERİ

Orta Çağ sonrası Batı dünyasında Rönesans ve “aydınlanma” ile Hristiyanlık, kiliseye hapsedilmiş ve dünya işlerinde insan merkezli bir yaklaşım benimsenmiştir. Bu değişimlerin etkilediği ülkeler arasında Fransa öncü olmuştur. Nihayetinde, kilise ve krallık ittifakına karşı başlatılan mücadele, 1789’da Fransız Devrimi’ne dönüşmüştür.

Fransız Devrimi, romantik ve abartılı övgülerle dolu bir tarihsel olay olmasına rağmen, birçok gariplik barındırıyordu. Bu gariplikler, özellikle laiklik ve sekülerizm alanında kendini göstermekteydi. Devrim önderleri arasında, hastalıklı bir sekülerizmle malul birçok ilginç karakter yer alıyordu. Örneğin, sürekli kirli elbiselerle dolaşan Jean-Paul Marat ve “devrim ayısı” olarak bilinen Georges Danton gibi isimler bu figürlerdendi.

“LAİKLİK PEYGAMBERİ” BİNLERCE İNSANI ÖLDÜRMÜŞTÜ

Devrimin liderlerinden Maximilien Robespierre, hem tuhaf bir karakter hem de acımasız bir cellat olarak tanınmaktaydı. Laiklik ve sekülerizm adına, en az 17 bin, bazı kaynaklara göre 40 bin insan giyotine gönderilmiştir. Robespierre, “laiklik peygamberi” olarak anılmakta ve ilahi olan her şeye düşmanlık beslemekteydi. “Akıl dini”ni kurarak Notre Dame Katedrali’ni “akıl tapınağı”na dönüştürenler arasında yer alıyordu.

DEVRİMCİNİN KARİKATÜRE DÖNÜŞTÜĞÜ AYDINLANMA FESTİVALİ

Robespierre, 1794 yılında bir festival düzenleyerek, yapay bir dağın tepesine çıkarak “cehalet” yazılı bir kartonu ateşe vermiştir. Ancak, heykel düzgün bir şekilde hazırlanmadığı için dumanlar içinde isli bir halde ortaya çıkmış ve halk bu duruma gülmüştür. Robespierre, bu utanç verici durumdan sonra meydandan kaçmak zorunda kalmıştır. Kısa bir süre sonra, kendi iç çatışmaları sonucunda, giyotine gitmek zorunda kalacaktır.

“LAİK TAKVİM” İÇİN HAFTAYI 10 GÜNE ÇIKARTTILAR

Devrimciler, Hristiyan azizlerinin isimlerini taşıyan günlerin yerine “laik bir takvim” oluşturmayı da hedeflemişlerdi. Yeni takvimde günler, meyve, sebze ve tarım aletlerinin isimleriyle anılmaya başlamıştı. Örneğin, “tırmık günü” ve “karnabahar günü” gibi ifadeler günlük hayatta kullanılmaya başlanmıştı. 25 Aralık ise “köpek günü” olarak anılmaya başlamıştı. Yeni takvimde hafta gün sayısı 10’a çıkarılmış, bu da toplumda büyük bir kargaşaya yol açmıştı. Halk, yeni isimler ve değişen gün sayısı nedeniyle tatil günlerini bile bilemez hale gelmişti.

NAPOLYON KENDİ TACINI ÇALMIŞTI

Devrim sürecinden yararlanan Napolyon Bonapart, imparatorluk tacını giymeye hak kazanmıştı. Geleneklere göre tacı Papa takmalıydı. Ancak Napolyon, Papa’nın elinden tacı alarak kendi başına taktı ve bu şekilde laikliğe bir zafer daha kazandırmış oldu.

GEZİCİ ATEİZM TIRLARI

Zamanla, Avrupa dışında da katı laiklik uygulamaları ortaya çıkmaya başladı. Sovyetler Birliği, ateist bir devlet olarak öne çıkıyordu. Komünist Rusya, laikliğin standart kurallarından oldukça farklı bir yol izliyordu. 1930’larda, “Bezbozhnik” adında bir mizah dergisi çıkararak tanrılarla dalga geçen karikatürler yayımlamış ve köylere “gezici ateizm tırları” göndermiştir. Ayrıca, büyük kiliseleri “ateizm müzelerine” dönüştürmüştür.

KOMÜNİST LİDER: GAGARİN UZAYA ÇIKTI AMA TANRIYI GÖREMEDİ

Sovyetler Birliği, uzaya ilk insanı göndermiş ve bunu ateist ideolojisi için kullanmıştır. Dönemin lideri Nikita Kruşçev, “Gagarin uzaya çıktı ama oraya baktı, buraya baktı, hiçbir yerde tanrıyı göremedi.” demiştir. Ancak Gagarin, uzay seyahatini anlatırken böyle bir ifade kullanmamıştır. Yine de Sovyet yetkilileri, yıllarca bu yalanı sürdürmüşlerdir.

– Stanford Felsefe Ansiklopedisi, Sekülerizm Maddesi,

– Brittanica Ansiklopedisi, Laiklik Maddesi

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu