Ankara’da 40 yıllık plak tutkusu hiç dinmiyor

Ankara’da 40 yıllık plak tutkusu yaşayan Gürkan Gürbüz, bitpazarında başlayan koleksiyon serüvenini unutulmaya yüz tutan Türk plaklarıyla sürdürüyor.

Ankara’da 1980’lerin başında bitpazarında plak toplamaya başlayan 55 yaşındaki Gürkan Gürbüz, aradan geçen yıllara rağmen bu tutkusundan vazgeçmedi. Koleksiyonculukla başlayan serüvenini 1990’lı yıllarda ticarete dönüştüren Gürbüz, bugün işlettiği Gürkan Plak’ta özellikle unutulmaya yüz tutmuş Türk plaklarını yaşatmaya çalışıyor.

Bir zamanlar evlerin salonlarında başköşede bulunan pikaplar, plakların yeniden ilgi görmesiyle birlikte hayatımıza döndü. Dijital müzik platformları geniş bir seçenek sunsa da iğnenin plağa temas etmesiyle duyulan kendine özgü cızırtı ve geçmişi çağrıştıran ses, nostalji meraklılarını plaklara yöneltmeye devam ediyor.

Gürbüz, koleksiyonculuğa Cem Karaca plaklarıyla başladığını belirterek Türk müziğine ait kayıtları korumaya özel önem verdiğini söylüyor. Avrupa kökenli sanatçıların plaklarına dünyanın farklı ülkelerinde ulaşılabildiğini ifade eden Gürbüz, Aşık Mahzuni Şerif ve Neşet Ertaş gibi isimlerin kayıtlarının ise Türkiye’ye özgü olması nedeniyle ayrı bir değer taşıdığını dile getiriyor.

İlk plaklarını Ankara Bitpazarı’nda bulduğunu anlatan Gürbüz, bu alanların her zaman sürprizlere açık olduğunu belirtiyor. Bitpazarına farklı kaynaklardan sürekli malzeme geldiğini söyleyen Gürbüz, gençlik yıllarında çok değerli plaklarla karşılaştığını, bugün ise ürünleri daha seçici bir değerlendirmeden geçirdiğini aktarıyor.

Plaklara yönelik ilginin yalnızca Türkiye’de değil, dünya genelinde de arttığını kaydeden Gürbüz’e göre kaset ve CD döneminin ağırlığı geride kaldı. Geçmişte az sayıda basılan, zaman içinde zarar gören veya imha edilen albümlerin yeni baskılarının yapılmaya başlandığını belirten Gürbüz, ilk örneklerin daha amatör olduğunu, günümüzde ise baskı kalitesinin yükseldiğini ifade ediyor.

Gürbüz, özellikle taş plakların hâlâ keşfedilmeyi bekleyen pek çok kayıt barındırdığını söylüyor. Bu dönemde düzenli bir kataloglama yapılmadığı için hangi plakların yayımlandığının her zaman bilinmediğini belirten Gürbüz, yöresel müziklerin çoğunlukla belirli bölgelerde dinlenmesi nedeniyle bazı kayıtların büyük şehirlere ulaşamadığını aktarıyor. Yıllardır ilk kez gördüğü plaklarla karşılaştığını anlatan Gürbüz, nadir bir kayıt bulmanın kendisi için büyük mutluluk olduğunu dile getiriyor.

Plakların yalnızca müzik taşıyan nesneler olmadığını vurgulayan Gürbüz, her birinin geçmişte yaşanan farklı hikâyelere tanıklık ettiğini düşünüyor. Bir oyun havası plağının kaç düğünde çalındığı ya da bir şarkının kaç kişide anı bıraktığının bilinmediğini söyleyen Gürbüz, özellikle 1970’li yıllara ait kayıtların hızla yok olmasından yakınıyor. Kullanım süresi dolduğu düşüncesiyle atılan plakların, koleksiyoncuların çalışmaları sayesinde yeniden korunmaya başlandığını belirtiyor.

Gürbüz’e göre temiz bir plak ve iyi bir pikap, dinleyiciye sanatçıyla aynı ortamdaymış hissi verebiliyor. Zeki Müren, Orhan Gencebay, Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço ve Sezen Aksu’nun plak dünyasına yeni girenlerin sıkça yöneldiği sanatçılar arasında bulunduğunu belirten Gürbüz, araştırma derinleştikçe daha az bilinen isimlerin de keşfedildiğini söylüyor. Plak dinleme alışkanlığının en önemli yanının, dinleyiciyi kısa sürede tüketmemesi olduğunu ifade ediyor.

Sanatçıların kariyerlerinin ilk ve son dönemlerine ait kayıtların koleksiyon açısından ayrı bir önem taşıdığını düşünen Gürbüz, orta dönemlerde üretim ve satışların daha yüksek olduğunu belirtiyor. 1988’li yıllarda kaset ve CD’nin öne çıkmasıyla plakların geri plana itildiğini hatırlatan Gürbüz, buna rağmen bugün yeniden güçlenen ilginin Ankara’da 40 yıllık plak tutkusu yaşayan koleksiyoncular için önemli bir motivasyon oluşturduğunu ifade ediyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu