İstanbul Modern’de Aynı Mavinin Altında sergisi açıldı
İstanbul Modern’in yeni koleksiyon sergisi Aynı Mavinin Altında, 119 sanatçının 230 yapıtını 1940’lardan günümüze uzanan bir seçkiyle buluşturuyor.
İstanbul Modern’in onuncu koleksiyon sergisi Aynı Mavinin Altında, izleyiciyle buluştu. 1940’lardan günümüze Türkiye’de modern ve çağdaş sanatın geçirdiği değişimi ele alan sergide, 119 sanatçının 230 yapıtı yer alıyor. Seçkideki 43 eser ise ilk kez sergileniyor.
Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Koleksiyon Sergi Salonu’nun yanı sıra müzenin farklı katlarına, fuayelerine ve kütüphanesine yayılan sergi, sanat eserlerini yalnızca üretildikleri dönem üzerinden değerlendirmiyor. Yapıtlar, farklı kuşaklar ve yaklaşımlar arasında yeni bağlantılar kuracak biçimde bir araya getiriliyor.
Mavi, ortak bir düşünme alanı olarak ele alınıyor
Çelenk Bafra ve Deniz Pehlivaner’in küratörlüğünü üstlendiği serginin başlığındaki mavi, yalnızca bir renk olarak kullanılmıyor. Deniz ve gökyüzünü, uzaklıkla yakınlaşmayı, özgürlük ve ufuk duygusunu çağrıştıran bu kavram, farklı eserleri tek bir estetik anlayışta birleştirmek yerine aralarındaki düşünsel ilişkileri görünür kılıyor.
İstanbul Modern Artistik Direktörü Çelenk Bafra, serginin kronolojik sanat tarihi anlatısını tamamen terk etmeden tematik okumalarla birleştirdiğini belirtiyor. Bafra’ya göre mavi, farklı dönemler ve coğrafyalar arasında yeni bağlar kurulmasını sağlayan kavramsal bir zemin oluşturuyor.
Serginin eş küratörü Deniz Pehlivaner ise 1940’lardan bugüne uzanan sanat üretimlerinin güncel meseleler üzerinden yeniden değerlendirildiğini ifade ediyor. Sanatçılar arasındaki ilişkiler, sanat tarihindeki süreklilik ve kadın sanatçıların görünürlüğü, serginin öne çıkan başlıkları arasında bulunuyor. Koleksiyonun geçmişi sabitleyen bir yapı olmadığı, bugünün soruları doğrultusunda yeniden okunabileceği vurgulanıyor.
Antonis Donef
1940’lardan günümüze uzanan sanat yolculuğu
Serginin ilk bölümü, Türkiye’de modern sanatın 1940’lardan 2000’li yıllara kadar geçirdiği dönüşümü tarihsel bir akış içinde sunuyor. Soyut sanatın erken örneklerinden figüratif anlatımlara, toplumsal gerçekçilikten kavramsal yaklaşımlara uzanan eserler, estetik arayışlarla ülkenin toplumsal ve kültürel değişimi arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor.
Nejad Melih Devrim ve Adnan Çoker’in soyutlama çalışmaları, Fahrelnissa Zeid’in figür ile soyutlama arasında şekillenen üretimleri, Neşet Günal ve Nedim Günsür’ün emekçi bedenlerini konu alan resimleri, Neşe Erdok’un kent insanına odaklanan yaklaşımı ve Ara Güler’in İstanbul fotoğrafları bu dönüşümün farklı duraklarını oluşturuyor.
Sanatçıların yalnızca kendi dönemleri içinde değerlendirilmemesi, serginin belirgin özelliklerinden biri olarak öne çıkıyor. Neşet Günal ile öğrencisi Neşe Erdok’un eserlerinin yan yana gelmesi, usta-öğrenci ilişkisini gündeme taşırken Altan Gürman ile Ayşe Erkmen arasındaki kuşak bağı, sanat düşüncesinin aktarımını ve dönüşümünü düşündürüyor.
Tematik karşılaşmalarla genişleyen zaman çizgisi
İkinci bölümde kronolojik sıra esnetiliyor ve 2000 sonrası üretimler güncel sorunlar çevresinde buluşturuluyor. Savaş, göç, yerinden edilme, doğa, beden, toplumsal cinsiyet, emek, gelenek, kent ve mimari, bu bölümün temel izleklerini oluşturuyor.
Hale Tenger, Sarkis, Gülsün Karamustafa, Fatoş İrwen ve Aslı Çavuşoğlu’nun eserleri; Anselm Kiefer, Georg Baselitz, Julie Mehretu, William Kentridge ve Haegue Yang gibi farklı coğrafyalardan sanatçıların yapıtlarıyla aynı düşünsel eksenlerde karşılaştırılıyor. Böylece Türkiye ile dünya arasındaki sanatsal sınırlar daha geçirgen bir biçimde ele alınıyor.
“Savaş, Yıkım, Yerinden Edilme” bölümü travma, göç ve aidiyet meselelerine odaklanırken “Doğa, Motif, Dönüşüm” insanın doğayla ilişkisini ve ekolojik kırılmayı inceliyor. “Temsil, Anlatı, Gelenek” beden, kimlik, toplumsal cinsiyet ve görünmeyen emeği tartışmaya açıyor. “Kent, Mekân, Katman” başlığında ise değişen şehirler, mimari ve kültürel dolaşım ele alınıyor.
Bu kurgu içinde eserlerin anlamı, sanatçının kimliği ya da yapıtın üretildiği dönemle sınırlı kalmıyor; her çalışma, çevresindeki diğer yapıtlarla kurduğu ilişki üzerinden yeni bir bağlam kazanıyor.
Kadın sanatçıların üretimleri öne çıkıyor
Aynı Mavinin Altında sergisinin önemli hatlarından birini kadın sanatçıların üretimleri oluşturuyor. Fahrelnissa Zeid, Aliye Berger, Füreya Koral, Şükriye Dikmen ve Yıldız Moran’dan Nil Yalter, İpek Duben, Füsun Onur, Gülsün Karamustafa, CANAN, Elif Uras ve Güneş Terkol’a uzanan seçki, farklı dönemlerdeki kadın sanatçı üretimlerini bir arada değerlendiriyor.
Özellikle beden, emek ve kimlik çevresinde şekillenen çağdaş bölüm, kadın sanatçıları yalnızca temsil edilen kişiler olarak değil, sanat tarihinin anlatısını dönüştüren özneler olarak konumlandırıyor.
Elif Uras, Bu Çark Zor Dönüyor
Sergi müzenin tamamına yayılıyor
Koleksiyon sergisi, yalnızca belirli salonlarla sınırlı kalmayarak İstanbul Modern’in farklı bölümlerine taşınıyor. Tracey Emin, Hans Op de Beeck, Seyhun Topuz ve Lee Bul’un yapıtları fuayelerde; Halil Altındere ile Serkan Özkaya’nın çalışmaları kütüphanede sergileniyor. Claudia Pagès Rabal’ın “Beş Savunma Kulesi” adlı eseri ise sinema fuayesinde izlenebiliyor.
Bettina Pousttchi, Anthony Cragg ve Liam Gillick’in dış cephede yer alan yapıtları, müze ile kent arasındaki sınırı da serginin bir parçasına dönüştürüyor. Bu düzenleme sayesinde ziyaretçi, sergiyi tek bir salonda tamamlamak yerine müze boyunca farklı eserlerle karşılaşıyor.
Aynı Mavinin Altında, sanat tarihini yeniden yazma iddiasından çok, bilinen eserler arasında yeni karşılaşmalar kurmayı amaçlıyor. Sergi, koleksiyonu geçmişi koruyan sabit bir yapı olarak değil, güncel sorularla yeniden değerlendirilebilen canlı bir alan olarak sunuyor.




