Dünya Kadınları Kaç Yaşında Anne Oluyor?

Kadınların anne olma yaşı ülkeden ülkeye değişiyor. Türkiye’de bu ortalama 27.3. Kadınların kararlarını etkileyen faktörler neler?

Bir kadının ne zaman anne olacağı konusunda toplumda birçok görüş mevcut. Yirmi beş yaşında evlendiyseniz, çevrenizden “Çocuk ne zaman?” soruları gelmeye başlıyor. Otuz yaşına geldiğinizde bu sorular daha da ısrarcı hale geliyor. Otuz beşi geçtiğinizde ise, karşınızdaki kişinin yüzünde, henüz dile getirmediğiniz bir cümleyi tamamlamaya çalışan bir ifade beliriyor; “Yaş ilerliyor, çocuk düşünmüyor musunuz?” Bu durum, kadının kendi yaşamına ait bir kararın, kısa sürede çevresinin ortak meselesine dönüşmesini sağlıyor.

Dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan kadınların anne olma yaşı oldukça değişkenlik gösteriyor. Örneğin, İtalya’da 32 yaşında ilk kez anne olmak yaygınken, İspanya’da bu yaş ortalaması 31.5 civarında. İsveç’te ise bu yaş 30’un üzerine çıkıyor. Türkiye’de ise 2024 yılı itibarıyla kadınların ilk çocuklarını dünyaya getirme yaşı ortalama 27.3 olarak belirlenmişken, Avrupa Birliği genelinde bu rakam 29.9. Bu verileri yan yana koyduğumuzda akla gelen soru şu: İtalya’daki kadınla Türkiye’deki kadın arasında bedensel bir fark mı var? Cevap kesinlikle hayır.

OECD ülkelerinde 2000 yılında ortalama ilk doğum yaşı 26.4 iken, 2022 yılında bu rakam 29.5’e yükseldi. Kadınların ilk çocuklarını daha ileri yaşlarda dünyaya getirmesi, artık sadece birkaç ülkeye özgü bir durum değil; birçok ülkede gözlemlenen geniş kapsamlı bir dönüşüm. Kadınlar eğitim alıyor, kariyer yapıyor, ekonomik bağımsızlıklarını kazanıyor ve ilişkilerini daha uzun süre değerlendirerek çocuk sahibi olma kararını erteleyebiliyorlar. Ancak burada kadın sağlığı açısından dikkate alınması gereken önemli bir nokta var. Toplum değişiyor, ancak biyolojik süreç aynı hızla ilerlemiyor. Kadının yaşı ilerledikçe doğurganlık oranı düşüyor. Gebelik elde etme olasılığı yaşla birlikte azalırken, düşük ve gebelikle ilgili bazı riskler artıyor. Bu durum, “Otuz beş yaşından sonra hamile kalınamaz” anlamına gelmiyor. Otuz beş, otuz sekiz veya kırk yaşında sağlıklı gebelik yaşayan birçok kadın mevcut. Burada önemli olan, kadınların kendi hayatlarını planlarken bedenlerinin geçirdiği değişimleri bilmeleridir. Bilgi sahibi olmak, baskı altında tutulmakla aynı şey değildir.

Bir kadının ne zaman anne olacağı, yalnızca yumurtalıklarının yaşına bağlı bir durum değildir. Eğitim hayatının tamamlanma süresi, çalışma hayatına giriş yaşı, ekonomik bağımsızlığın kazanılması, ilişki durumu, ev sahibi olma durumu, çocuk bakımında alınan destek ve yaşadığı ülkedeki kadın ve annelik algısı gibi birçok faktör bu kararı etkiliyor.

Asıl mesele burada ortaya çıkıyor. Bir kadın ilk çocuğunu kaç yaşında doğuruyor? İkinci çocuğu istiyor mu? İstiyorsa, ne zaman doğurabiliyor? Çocuk bakımının yükü kimin üzerinde? Anne olduktan sonra çalışmaya devam edebiliyor mu? İkinci bir çocuk dünyaya getirdiğinde işini kaybetmekten korkuyor mu? Kreş imkanı var mı? Ailesinden destek alabiliyor mu? Partneri çocuk bakımını gerçekten paylaşıyor mu? Kadının doğurganlığını tartışırken yalnızca rahim ve yumurtalıklara odaklanmak, bu soruların tamamını göz ardı etmek anlamına gelir. Bir kadın otuz sekiz yaşında ilk çocuğunu dünyaya getiriyorsa, bunun arkasında tek bir neden aramak yanıltıcı olur. Eğitimini tamamlamış, yıllarca çalışmış, ekonomik koşullarını düzeltmeye çalışmış, uzun bir ilişkinin ardından yeni bir hayat kurmuş veya anne olmayı istemediği bir dönemi geride bırakmış olabilir. Diğer yandan, 24 yaşında anne olmayı seçen bir kadın da vardır ve bu durumdan son derece memnundur. Bazı kadınların çocuk sahibi olma şansı olmayabilir. Kadınların yaşamlarını tek bir yaş cetveline göre değerlendirmek doğru değildir. Ayrıca çocuk sahibi olmak isteyen bir kadının karşılaştığı toplumsal beklentilerin yanı sıra, infertilite gerçeği de göz önünde bulundurulmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2025’te yayımladığı ilk küresel infertilite kılavuzuna göre, üreme çağındaki bireylerin yaklaşık altıda biri yaşamlarının bir döneminde infertilite deneyimi yaşıyor. WHO, ayrıca doğurganlık tedavilerine erişimde ülkeler arasında ciddi eşitsizlikler bulunduğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle, kadınların doğurganlık konusunda bilgiye daha erken ulaşmaları büyük önem taşıyor. Buradaki amaç, kadına otuz yaşına kadar çocuk doğurması gerektiğini söylemek değil; tam tersine, kararını verirken hangi biyolojik gerçeklerle karşı karşıya olduğunu bilmesini sağlamaktır. Çünkü otuz beş yaşında çocuk istemek ile otuz beş yaşına kadar doğurganlık konusunda hiçbir bilgi edinmemiş olmak aynı şey değildir. Kadın kendi kararını verebilmeli ve bunun için doğru bilgiye sahip olmalıdır.

Türkiye’deki veriler de kadınların annelik yaşının geçmiş yıllara göre daha ileri bir noktaya taşındığını gösteriyor. TÜİK verilerine göre, 2001 yılında ilk doğumdaki ortalama anne yaşı 25.5 iken, 2024’te 27.3’e yükselmiştir. Aynı dönemde toplam doğurganlık hızı ise 2.38’den 1.48’e gerilemiştir. Ayrıca doğumların en yoğun olduğu yaş grubu da değişmiştir. 2001 yılında Türkiye’de en yüksek yaşa özel doğurganlık hızı 20-24 yaş grubundayken, 2024 itibarıyla 25-29 yaş grubuna kaymıştır. Kadınların ilk çocuklarını ve sonraki gebeliklerini yaşadığı dönem ileriye doğru kaymaktadır. Dünyanın diğer bölgelerinde bu değişim daha belirgin bir şekilde gözlemlenmektedir. OECD verilerine göre, Güney Kore’de 2022 yılında ilk doğum yaşı yaklaşık 33’e ulaşmıştır. İtalya ve İspanya’da da ortalama ilk annelik yaşı 32 civarındadır. Türkiye’nin 27.3’lük ortalaması, bu ülkelerin oldukça altında kalmaktadır. Peki, Güney Kore’deki kadınların doğurganlığı Türkiye’deki kadınlardan farklı olduğu için mi ilk çocuklarını daha geç dünyaya getiriyorlar? Cevap yine hayır. Üstelik bu ülkelerde ilk doğumun daha ileri yaşlara kayması, daha fazla çocuk sahibi olunması anlamına gelmiyor. İtalya, İspanya ve özellikle Güney Kore, çok düşük doğurganlık oranlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. OECD verileri, bu ülkelerde toplam doğurganlık hızının oldukça düşük seviyelere indiğini ortaya koymaktadır.

Dünya kadınları arasında başka bir önemli fark daha bulunmaktadır. Bazı ülkelerde doğumların büyük bir kısmı evlilik içinde gerçekleşirken, Türkiye, Japonya ve Güney Kore bu grupta yer almaktadır. OECD ülkelerinin önemli bir bölümünde ise evlilik dışı doğumların oranı çok daha yüksektir. Yani bir kadının ne zaman anne olacağını belirleyen etkenler arasında yalnızca biyolojik yaşı değil, aynı zamanda yaşadığı toplumun kadınlığa, evliliğe, anneliğe ve aileye bakışı da yer almaktadır. Aynı beden, aynı hormonlar, aynı yumurtalıklar, ancak tamamen farklı toplumsal koşullar. Bu nedenle dünya kadınlarını karşılaştırırken, “Kim daha erken anne oluyor?” sorusu tek başına yeterli bir bilgi sunmuyor. Daha doğru bir soru ise şu olmalı: “Kadınlar anne olmak istediklerinde hayat onlara ne kadar alan açıyor?” Türkiye’deki kadınların önünde, İtalya’daki kadınların önünde ve Güney Kore’deki kadınların önünde aynı biyolojik gerçekler mevcut. Yaş ilerledikçe doğurganlık değişiyor ve gebelik her yaşta aynı kolaylıkla gerçekleşmiyor. Ancak bu biyolojik gerçeklerin üzerine inşa edilen yaşamlar birbirinden oldukça farklı. Bazı kadınlar önce üniversite eğitimini tamamlıyor, ardından yüksek lisans yapıyor ve sonrasında işe giriyor. Bazıları evleniyor ancak çocuk sahibi olmak için ekonomik olarak hazır hissetmiyor. Diğerleri yıllarca tedavi görüyor veya anne olmayı hiç istemiyor. Bazı kadınlar ise çocuk sahibi olmayı çok istiyor ama yaşam koşulları buna izin vermiyor. Hiçbirinin hikayesini tek bir rakam açıklayamaz. Kadının kaç yaşında anne olduğu önemli bir veri olabilir; fakat kadının neden o yaşta anne olduğu çok daha büyük bir meseledir. Ben kadınlara ne “erken doğurun” ne de “geç kalın” demek istiyorum. Benim söylemek istediğim, kendi hayatınızın kararını verirken bedeninizin gerçeklerini de bilmenizdir. Çünkü bedenimizin bir biyolojik takvimi var. Hayatımızın da bir takvimi var. İkisini birbirine düşman etmeden yaşayabilmek, kadınlar için çok daha kıymetli. Ve doğurmamak da en az doğurmak kadar doğru bir karar olabilir; bu tamamen kişiseldir. Dünya kadınlarıyla aynı bedeni taşıyoruz, ancak o bedenle kurduğumuz hayat, yaşadığımız ülkeye, ekonomik koşullarımıza, ilişkilerimize, aldığımız desteğe ve verdiğimiz kararlara göre değişiyor. Belki de kadın sağlığına bundan sonra yalnızca “Kaç yaşında doğurdu?” diye bakmak yerine, şu soruyu sormamız gerekiyor: “Bu kadın, anne olma kararını kendi istediği zamanda ve yeterli bilgiyle verebildi mi?”

YARIN: DÜNYA KADINLARI REGLİNİ NASIL YAŞIYOR?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu